AKP Kapatma Davası Sonucuna Eleştirel Bir Giriş

                 Kapanmayacağı önceden belliydi AKP'nin ki, Anayasa Mahkemesi ağır baskı altına alınmıştı hem içerden hem de dışardan ki, sağlı sollu gelen açıklamalarda AKP'nin tüm sabit dinciliğine rağmen demokrasi yıldızı ilan edilmesi, hatta eşitlenmesi; kapatılırsa devletin de kapatılcağı savlavrı etkili oldu karar merciinde.

                 Artık laikliğe karşı, Cumhuriyein temel niteliklerine karşı dinsel gerici güçlerin ve emperyalizmin yaptıkları meşrulaşmıştır. Aynı oranda demokrasi de yaralanmıştır sanıldığının aksine kimilerinin gelişip korunduğunu söylemelerine karşın.

                 Ancak esas olan partilerin kapanmasından medet ummak değil. Asıl önemli olan demokratik tavrı koyarak aklın yolunu seçmektir ki, geçmiş kapatma tecrübeleri de bunu doğrular nitelikte. Kapananlardan ne gördük ki? İrtica tehlikesi dindi mi? Kesinlikle hayır; aksine artarak geldi.

                 Önemli olan devrimci, Cumhuriyetçi ve Atatürkçülüğü, sosyalizmi omuzlayacak gençlerin yetişmesidir. Ama bu yol çoktan kapanmıştır. Gerçeği ise milli eğitimin artık tarikatçı, cemaatçi dogmalarla kafası örülü insanlar yetiştirmesidir: ilköğretiminden yükseköğretimine dek

                Gelecek düşünen örgütsüz ama cesaretli binlerin elleriyle inşaa edilecek. Unutulmamalıdır ki, aydınlık, karanlığın en koyu olduğu anda söker ve o vakit şimdi yakındır. Umudumuzu sadece ampulün patlatılmasına bağlarsak eğer bu bizim ne kadar da çaresiz ve güçsüz olduğumuzu gösterir.

 

Din ve Kutsalların Yeni Mekanı: Üniversiteler

Çankaya'daki partiler üstü olması gerekentarafsız, ama dinen feci taralı AKP'li Kayseri ziyaretinde buyurmuşlar ki “Üniversiteler, aynı zamanda düşüncelerin serbestçe ifade edildiği, inançların serbestçe yaşandığı, siyasetin kısı çekişmelerine girmeyen, lüzümsuz ideolojik tartışmalara sahne olmayan yerler olmalı.” Özetle cumhurbaşkanına göre üniversitede siyaset değil, inanç özgürlüğü olmalı.


Bu sözleri normal karşılamalı. Çünkü ne de olsa dinci AKP'nin toplumsal yaşama, devlet düzenine, kadına ve önemlisi eğitime bakış açısı sabit ve din temelli.


Bugün türbanı üniversitelerde kadınların, türbanlı kızların okuması, yaşama katılabilmesi için özgürlük adına topluma “kim ne derse desin” anlayışıyla dayatan ve anayasada bu çağdaş köleliye, İslam devletine gidişin başlangıcına yer veren dinci AKP ile bu dinci-faşist yapılanmaya destek olanlara anımsatmak görevimizdir üniversitelerin işlevini:


Üniversiteler bilim yapılan ve her zaman yanlışlanabilecek bilgiler üreten, gerçeği ne olursa olsun yılmadan, deneyerek, yanılarak arayan, dogmalara karşı eleştirel ve yaratıcı aklı yücelten yerlerdir.


Üniversiteleri akıl ve bilimden soyutlamak, dinci çizgiye çekebilmek için elinden geleni -gerek maddi, gerekse bürokratik- yapan AKP, sonunda üniversitelerden kapı dışarı edilen, asıl yeri vicdan ve tapınaklar olan din, dogma ve kutsalları bu kez anayasa zoru ile; dahası çoğunluk diktası ile; bacadan içeri sokmak niyetinde.


Üstelik inançları özgürce tartışmaktan bahseden bu kafalar siyaseti, ideolojileri -ki, anarşizmle bir tuttukları insancıl, emekten yana sosyalizmi- kapı dışarı etme çabasında 12 Eylülden beri. Umutsuz, siyaseti oy kullanmak sanan, alanlarda haklarını savunmak, sömürüyü sonlandırmak için toplanmak yerine dev alışveriş merkezlerinde tüketim için toplanan, tükettikçe mutlu olan, insanlaştığını sanan üniversite gençleri tabii ki, siyasetten bahsetmeyecek, ideolojilere yabancı kalacak.


Aynı zamanda bu düzende onlara göre üniversiteler sürekli gerçeği arayan, bilgi üreten, bilim yapan, “aklı hür, vicdanı hür, fikri hür”, sorgulayan, eleştiren gençler yetiştirilen yuvalar değil kapitalist sömürü ekonomisinin arka bahçesi olmalı. Ürettiği bilgiler, yetiştirdiği gençler ve sahip olduğu akademisyenler ile! Ve asla bilgi üretmemeli, eleştirel ve yaratıcı aklı sınırsızlaştırmamalı; hele dogma ve kutsallara karşı savaş açmamalı!


Türban sadece başlangıç. Hem kadınlarımızın köleliğinin, hem ülkenin rejiminin, geleceğinin ve bağımsızlığının yitirilmesinin, hem de eleştirel, yaratıcı aklın sınırsızlığının sınırlandırılmasının ve dogmaların istilasının başlangıcı.

Kim Hangi Özgürlükler Adına Mücadele Ediyor?

Özgürlükler adına ayrımcılıkların pazarlandığı tezler ne yazık ki toplumsal barış ve refahı sağlayacak nitelikte değildir. Çünkü sağcısından dincisine, milliyetçisinden komünistine dek savunulan özgürlüklerin içeriği emperyalizme hizmet eder niteliktedir. Kaldı ki, bu savunulan ve “faşist T.C'den”, zorluk çıkartan Anayasa'dan beklenen özgürlüklerin sınırlarını da kapitalist egemen demokrasi belirlemektedir.


Türbanın özgürlükler adına, demokratikleşmek adına, kadının toplymsal yaşama karşıması adına serbest bırakılması için el sıkışan düzen partileri (ki, dinci AKP ile kapıcısı milliyetçi MHP) laik toplum yaşantısı iel devlet yapısını dinamitlerken temelden, ileride kendilerini dahi yutacak bir azgınlığa erişecek dinci-faşist yapılanmayı büyüttüklerinin farkında değildirler. Çünkü bizim demokrasimize özgü geniş görüşlülükten yoksun düzenin parti ve liderlerinin tüm planları gelecek seçimler içindir.


İşçi sınıfının iktidarı ve sömürüsüz bir düzen mücadelesi veren, örgütlenmeye çalışan solcular, komünistler ise türban sorununa dinciler gibi bakmasalarda destek olmaktadırlar. “Türbanlı komünist neden olmasın” gözüyle bakılınca türban sorununa aslında sınıf mücadelesine ve örgütlenme çabalarına da zarar verilmektedir. Çünkü, Kuran'da yeri olmayan ve erkek egemen özünden uzaklaştırılmış İslamcılığın kadını köleleştirmesi, daahası sömürmesinin aracı olan türban örgütlülğe darbe vurmakta; insan aklını körelten, yaratıcı ve eleştirel, bilimsel düşünceyi boğan dinsel gerici güçleri sömürü araçlarını aklamaktadırlar. Türban özgür bireylerden oluşan, hakkını bilen örgütlü bir toplumu değil aklı dogmalara tutsak, düşünemeyen ümmet oluşturur.


Aynı şekilde dinsel gerici geri güçler ile emperyalizmin Kürt ulusu üzerinde süren egemenliği sonlandırılmadan elde edilecek bir özgürlük, Kürtleri enerji kaynaklarının Ortadoğuda'da bekçisi yapacaktır. Tıpkı İsrail gibi.


Türkiye'deki topal demokrasinin ve sınırlandırılmış özgürlüklerin nedeni olarak “militer yapıdaki Cumhuriyet” ile laiklik ilkesi olduğunu ileri sürüp kapitaliat egemen demokrasisinin sermaye odakları olmasını görmezden gelen ikinci cumhuriyetçiler ise bireysel özgürlükleri dinci-faşist yapılanmayı överek, hatta AKP'yi gelmiş geçmiş en demokrat hükümet ilan ederek savunmaktadılar.


Ancak bunu yaparken de ne sınıf, ne kapitalist sömürü, ne de demokrasiyi araç olarak kullanan dinci AKP'nin toplumu geren ve Şer'İ düzene sürükleyen eylemlerine değinirler. Demokrasi bülbülü ikinci cumhuriyetçiler, iktidar aydınları ve kalemi satılık yazar-çizer-gazeteciler sanıyorlar ki, orduyu eleştirmekle, yerden yere vurmakla, laikliği esnetmekle demokratikleşeceğiz, özgürleşeceğiz, çağdaşlaşacağız.


Özgürlük adına bugün ülkeyi ve toplumu dinsel gerici güçler üzerinden bilerek, bilmeyerek emperyalizmin kucağına atanlar yarın emin olun ki, bu özgürlükleri arayacaklar.

Emperyalizmin Serbest Özgürlüğü

Tam bağımsız “özgürlükler” için umut dolu yazılar yazan Uğur Mumcu'nun anısına...


Özgürlüklerin serbestliği toplumsal barışı ve halkların kardeşliğini sağlar mı yoksa kardeş kavgasını, ulusların birbirilerine düşmanlığını körkler mi? Sınırlandırılmalı mı özgürlükler demokrasinin içselleşmesi adına yoksa geliştirilmeli mi?


Bugün Türkiye'de demokrasi denilen “şey” dinci-faşistlikle bölücülük üzerinde yükselmektedir. Doğal olarakta özgürlükler bu iki unsura tanınmakta: Türban, din eğitimş, özgür Kürdistan, soykırımın, işgal altındaki doğu...


Demokrasimizi gelişiyor diye kandırılırken toplum asıl gelişen sermayedir ve bri avuç elite, işbirlikçiye tüm özgürlükler sunulur, demokrasi ve devlet aygıtı emirlerine amade edilirken toplumun geri kalanına, yani tüm emekçilere darbe demokrasisi ve sömürü pay edilir. Öyle bir özgürlükler dünyasıdır ki bu, sermayedarlara, siyasetçilere, işbirlikçi basına, aydınımsı satılık kalemlere, eleştirel yanı olmayan sanatçılara, jet sosyeteye, starcıklara ait. Kapıda ise söz hakkı dahi tanınmayan sandığa kömürü kim dökmüşse kapının önüne ona oy veren mücadeleden kopartılmış, sindirilmiş işçiler, emekçiler.


Oysa demokrasi çok seslilik, katılımcılık ve çoğulculuktur; salt sandığa gidip sömürü düzenini aklamak değil. Doğru ya da yanlış fikirler katılımcı demokrasiyle çaığa çıkarlar. Bizde ise yalnızca egemenlerin topluma dayattığı doğrular ile çıkarlarını zedelemeyecek özgürlükler var.


Kısaca demokrasisi ve özgürlüklerinin sınırlarının emperyalist karar merkezlerince belirlendiği bir ülkeyiz. Bugün türbanın AİHM tarafından yasaklanması ve geçit verilmemesi Avrupanın laik yapısından dolayıdır ve dinci görünümlü, kadınları köleleştiren görünümdeki bir Türkiye AB'nin dışında tutulmak için geçerli bir nedendir. Keza iktidardaki dinci AKP'nin türbanı bu denli savunması ise kafasında yatan İslam devletine giden yolun taşlarını döşeyeceği içindir; ayrıca laik Cumhuriyetle hesaplaşmanın yoludur da. Ancak yeni azınlıklar yaratmakta üstüne olmayan AB bugün Alevileri dahi azınlık yapıp, yıllar yılı Kürt, Ermeni kartını oynamakta ve bu kesimlere özgürlük istemektedir. Kürtler ise bu durumdan hoşnut, kaderlerinin tayinini emperyalist bir merkeze bırakmış, Kemalist devleti suçlamakta elinden alınan özgürlükler için ama dinsel gerici güçler ile buna göz yuman sağcı-dinci iktidarlar serisini ise durmadan her seçimde aklamakta.


Demokrasi ve özgürlükler doğru ya da yanlış düşünceleri insanlığın geleceği ve refahı için ayırt edebilen aydınlanmış, akıl ve bilimin izinde, sömürüye karşı bireylerin omuzlarında yükselir, gelişir. Yoksa cemaatleşerek birey olmaktan uzaklaşıp dogma ve dayatmaları kabullenen ve bu sayededir ki, ümmetleşerek huzuru, istikrarı kendi aklında, ellerinde aramak yerine dinde, gökyüzünde ve din şarlatanlarında arayan bilinçsiz kitlelerin omuzlarında değil.


Bugün iktidarca, düzeni benimsemiş yazar çizerlerce, aydınlarca, Kürtçülerce, kurtuluşu piyasada bulanlarca savunulan özgürlükler ne demokrasiyle bağdaşmakta ne de aynı çizgide olmayanların düşüncelerine saygı göstermektedir. Tamamı ise ayrılıkçı, bölücü çizgideki özgülükler çzöüm değil yıkım getirir. Şiddetle savunulan türban, özgür Kürdistan hiçbir şekilde emperyalizmden soyutlanmamıştır. Bugün öne sürülen özgürlükler eşitlikçi olmadığı gibi demokrasi yok edici, toplumu kamplara ayırıcı ve bölücüdür. Çünkü kimyasında emperyalizm vardır, sınırlarını emperyalist karar merkezleri belirlemiştir.

Yeni Anayasa ile Egemenliğin Tanrıya Devri

     

AKP'nin ya da tek lider Erdoğan'ın topluma dayattığı anayasa ile topluma son günlerde kadını “insandan saymamakla” eşdeğer türban tartışmalarında takındığı üsluba bakılırsa yasama ve yürütmeyi tek elde toplayıp, partinin devlete egemen olmasının önünü açacağı gibi yargının denetiminden de uzaklaştırma amacındadır. Bu tutum ise rejimin hukuk devleti olma ilkesine de terstir.


Dinciliği sabit AKP'nin anayasa değişikliği ile asıl hedeflediği laik Cumhuriyet ile hesaplaşmaktır. Bu yolda ise önüne çıkabilecek tüm engelleri ki, başta anayasal kurumları, üniversiteler ve öğrencileri, sendikalar ve emekçiler ile solu, bağımsız yargıyı, meclis içi-dışı muhalefeti saf dışı etmek, işlevsizleştirmek, boyalı basın gibi uydulaştırmak amacındadır.


Özellikle de “hiçbir kimse veya kurumun kendisini yasama ve yğrğtmenin üstünde göremeyeceği vurgusu ve kanun biziz, kanun AKP” türünden açıklamaları ise başbakanın topluma ve ülkenin geleceğine karşı sorumlu olan yasama ve yürütme erklerini sorumsuzlaştırmakta, denetim dışına çıkartma amacını ifşa etmektedir. Bilindiği gibi demokrasi güçler ayrılığına dayanır ve yasam ile yürütme, idare bağımsız yargının kararlarına uymak, aynı zamanda rejimi tehlikeye sokacak eylemlerden, belli ideolojik tutumlardan kaçınmalı, attığı her adımı anayasaya göre atmalıdır.


Ancak kendisini devlet sayan AKP ve padişahı Erdoğan yasama, yürütme ve bağımsız yargı erklerinin dengesini ortadan kaldırıp tek elde toplamak amacındadır; bunun adı diktatörlüktür, sivil darbedir. Hedef ise İslam devletinin kurulması.


AKP'nin, dinsel gerici güçlerin, egemenler ile emperyalist Batı'nın topluma dayattıkları anayasa değişikliği gerçek bir hukuk devletini, güçlü bir emekçi sınıfını, örgütlü sendikaları, kadın-erkek eşitliğini sağlayan, özgürlükçü, bütünleştirici, laik, bağımsızlıkçı ve bunları içeren devrimci demokrasiyi kapsamaktan uzaktır. Hatta saydıklarımız tüm özgürlükleri egemenlere tanıyan, hakları geriye götüren bir çalışmadır ki, şimdiden başlatılan hukuk tanımaz, insanlığa ters türban gerilimi içeriğini yansıtmıyor mu?


Her şeyden önce kadını yok sayan, akıl ve bilimi, laikliği reddeden bir ideolojinin anayasası egemenliği ve yönetimi insanın aklına değil gökyüzüne, tanrıya devrecektir. Çünkü bugün işbaşındaki AKP iktidarı kendisini adeta tanrının yeryüzündeki gölgesi sanmaktadır.

foto resim albüm - fotoğraf yükle