4/2/2008
Meydan Kimelere Kaldı Biz Bölündükçe?
İnanç ve etnik bölücülük ekseninde yapılan siyaset,n toplumu ayrıştırdığı, yapay bölünmelerle birbirine düşürüldüğü artada. 1960'lar, 70'ler böyle geçmemiş miydi? Sağ-sol, Sünni-Alevi, Maraşlar, Çorumlar, Sıvaslar... Bugün ise aynı oyun türbanlı-türbansız, inançlı müslüman-inançsız laik adı ile yeniden sahnede.
12 Eylül ve sonrasında uygulananlar ile siyasetin dışına itilen, sindirilen, kimliksizleştirilen toplum, gençler, emekçiler, solcular, laikler ne kitleleri örgütleyebilmekte ne de iktidara gelebilmek için kapitalizmin dışsallıklarından yararlanıp kendi sermayesini oluşturabilmekte. Aslında solcuların, laikleirn Atatürkçülerin ömrü ya da 28 yılı birbirilerini suçlamakla, suçladıkça da bölünmekle geçmiştir.
Biri Kemalizmi “faşist, burjuva, işgalci, tepeden inme, Jakoben” ilan ederken, diğeri sosyalistleri “ütopya dünyası şekeri satıcısı” olarak tanımlamakta. Bu şekilde zarar verilen ortak düşman emperyalizm değil bu ülkenin insanı, geleceğidir.
Atatürkçülerin açmazı laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti istemeleri, Atatürk devrim ve ilkelerinin yaşatımlası; ama bu istenilenler emperyalizme ve sömürüye karşı, emekten ve ulusal politikalardan yana, tam bağımsızlıkçı, faşizan bir demokrasinin özgürlüklerini sunmayan bir düzende mi olacak yoksa bugünün kapitalist egemen demokrasisinde mi? Ya da Atatürk heykelleri her yerde olsun ama iktidarda ne olursa olsun mu? Üstüne birde laikliğin bekçiliğini orduya havale etmeleri ve kendi güçlerini kullanmamaları da bir diğer etken.
Sosyalistlerin belası ise aşırı uçlarda gezinenlerin gerçekten sosyalizmi savunanların önüne geçip fikirleri sis bulutunun ardında görünmez kılması. Bu aşırı uç fikirler ise toplumu kucaklayacak eylemler yerine örgütlülüğü de zedeleyen, altyapıyı oluşturmadan, toplumu biçimlendirmeden gerek silahlı mücadeleyle, gerekse terör ile “bu kış komünizmi” getirmek yurda; devrim yapmak.
Bunca bölünmüşlük, kararsızlık ve alanlarda toplananından geceleri gizli gizli afiş yapanlarına, aydın ve ulusalcı duruş sergileyenlerinden konuşmalarla, yazılarla, kitaplarla kahvelerde, işyerlerinde öğle molalarında emekçileri örgütlemeye çalışanlarına dek umut, aydınlık, sömürüsüz tam bağımsız bir devlet isteyenleri ne yazık ki, ardından örgütlenecekleri bir güçten mahrum etmektedir. Bir bakıma dinsel gerici güçlerin ve emperyalizm bu denli kökleşmesi ve devleti ele geçirip dinci ideolojiyi damarlarına zerk etmesi ve yılgınlık, miskinlik bu güçten mahrum olmanın nedenidir.
Üstelik bu mahrum bırakılma sürerken meydanı boş bulan emperyalizm ve onun kucağında palazlanan dinsel gerici güçlerle, etnik bölücülerle, kapitalist özgürlükleri savunanlar da hızla ilerlemekte, kaleleri birer birer ele geçirmekte.

0 yorum yazılmıştır
Yorum yaz!