25/1/2008
Türban Özgürlüğü Emeğin Özgürlüğünden Önemli mi?
Türkiye'de gericilik, dinci-faşizm, “Türk ve Kürt İslam sentezleri”, etnik bölücülük emperyalizme sırtını dayayarak palazlanmış, solun ve emek mücadelesinin darmadağın edilmesiyle iktidarını daha da sağlamlaştırmıştır.
İçinde bulunduğumuz demokrasi ve özgürlük cennetinde sermaye piyasası her şekilde örgütlenebilir, kar ve çıkarlarını korumak için gerekirse devlete ve siyasete dahi müdahale edebilirken emekçiler ise çıkarları için bırakın örgütlenmeyi siyasete dahi katılamazlar. İşçiler, memurlar, esnaflar, sanatçılar, aydınlar ve öğrenciler emek mücadelesini sürdüremedikleri gibi en doğal hakları olan söz ve örgütlenmek hakları da engellenir.
Eğer bir mağduriyet varsa ortada bu, türbandan önce, “özgür Kürdistan'dan önce, azınlıklardan önce o da emeğin kendisini piyasada hak ettiği değerden kendisini pazarlamasına karşı yapılan engellemelerdir kah devlet, kah sermaye eliyle ve asıl özgürlük mücadelesi budur.
Bugün özgürlük diye türban adına el sıkışan siyasiler özgürlüğü laiklikten soyutlamıştır. Ancak yoksul ve eğitimsiz (bıraktırılmış), geleceği seçeneksiz, önüne sürülen dogmalara ve din şarlatanlarına teslim kitlelere sunulan türban özgürlüğü yine diğer özgürlüklere kısıtlamalar getirirken bu sayede siyasiler de amaçlarını ortaya koymuşlardır. Egemenler için özgürlük oy getirecek, tarikat-siyaset-ticaret üçgenini güçlendirecek, toplumun gözünü boyayıp aynı zamanda sömürüyü perde gerisinden sürdürecek ve emperyalist karar merkezlerinden “aferin” alacakları şekildedir yalnızca.
12 Eylül ve sonrası uygulanan sindirme politikalarıyla iktidarını bu muhalefetsiz, soldan yoksun ortamda pekiştiren dayanak noktası “Türk-Kürt İslam sentezi”, dinsel gerici güçler, emperyalizm ve gayri milli sermaye çevreleri olan dinci-faşist yapılanma karşısında emekten yana sınıfsal bir temele dayalı devrimci demokratik sol bir parti, oluşum, kitle hareketi sömürü düzenini yıkacağı gibi özgürlükleri de emperyalizm ve onun “böl ve yönet” politikasından soyutlar, içeriğini doldurarak Türkiye'yi etnik, dinsel ve mezhepsel ayrışmaların, bölünmenin dışında tutar.
Ancak solcularımız, romantik devrimcilerimiz, teori yüklü gençlerimiz emeği sermaye karşısında güçlendirmek ve işçileri örgütlemek yerine bir birilerini bölmekte ve de yemekte.
Üstelik kapitalist demokrasinin dışsallıklarından yararlanıp parti bazında meclise girip, siyasette yer alıp emek mücadelesini sürdürecek, güçlendirecek yerde, kapitalist tekellerin sömürüsü karşısında emeğin kendisini piyasada hak ettiği değer ve fiyattan pazarlamasını yapacak yerde ezber cümlelerle sağa-sola geçmişin ölçüsünü de kaçırıp saldırarak ezber bölmeye çalışmakta.
Oysa olaylara sınıfsal ve ekonomik temelden bakacak, emeği sermaye karşısında iktidara getirerek laik, demokratik rejim üzerinde ayrılıklara, bölüntülere yer vermeden bir düzen kuracak siyasi güç Türkiye'Nin yalnızca bugün değil, gelecek içinde umudu olacaktır. Şimdiden solcularımızın toparlanıp örgütlemeye çalıştıkları işçilere dahi ters gelen ve emperyalizmden soyutlanmamış bölücü özgürlükleri, fikirleri bırakmaları ve mücadeleye başlamaları gerekmektedir.

0 yorum yazılmıştır
Yorum yaz!